KUŞLAR VE METHUSELAH

Aristofanes’in Kuşlar eserindeki “Kargalar da onlara, sürülerinin ve yük öküzlerinin gözlerini oyarak tanrısallığınızı kanıtlayacaklar.” cümlesini okurken, aklıma Hitchcock’un Kuşlar filmindeki o meşhur sahne geldi. Tippi Hedren bir odaya girer, odanın tavanı yıkık döküktür, o farkında olmasa da kuşlar pusuya yatmıştır. Sarı saçları yapılı, 60’ların kibar modasını sergileyen, topuklu ayakkabılarından ödün vermeyen Hedren’ın karakteri; avuçiçlerini, boynunu, bileklerini ve suratını gagalamaya başlayan kuşların saldırısıyla yere yığılıp debelenmeye başlar. Kan revan içinde tam kendinden geçmek üzereyken, son anda Rod Taylor tarafından kapı aralığından çekiştirilerek kuşların gazabından kurtarılır. 

O sahneyi hatırlamamla içime çocukluktan kalma bir korku çöktü. Filmi ilk izlediğimde ne kadar gerilmiştim. Dayanamayıp gözlerimi sımsıkı yummuştum; kanat seslerinin ve kibar yakarışların durulmasını beklemiştim. 

Hitchcock’un Kuşlar’ındaki o sahneye gözlerimi kapamıştım belki ama Aristofanes’in Kuşlar’ında, insanın gözlerini düşüncelere açtıran bir derinlik var. Aristofanes bu eseri, büyük bir hüsranla sonuçlanan, Atinalıların Sicilya Seferi’nden sonra yazmış. Metin iki adamın, ideal ülke ve yaşayış özlemiyle yollara koyulmasıyla başlıyor; kuşları, kendilerine ait bir ülke kurmaya ikna etme çabalarıyla ilerliyor. Bir bakıma, kendilerine ait bir ütopya arayışının hikayesi. 

Kuşlar’ı okurken ister istemez dünümüzü, bugünümüzü ve yarın varabileceğimiz yerleri düşündüm; bizden çok önce yazılmış ama bugün hala geçerliliğini koruyan metinleri ve tarihi. Tıpkı geçen gün, Amerika’nın bir dağında gördüğüm 4,857 yaşındaki o ağacın karşısında dünü, bugünü ve yarını sorgulayışım gibi. 

(Yazının bu noktasında, bir kuş edasıyla daldan dala sıçrıyormuşum hissi verebilirim ama düşünce silsilemin bağlanacağı bir nokta elbet var. Ve aslında hayat, düşüncelerle daldan dala sıçrayarak idame ettirdiğimiz ve anlamlandırdığımız bir yolculuk değil mi?)

Ağaca dönelim… 4,857 (sayıyı içimize sindirmemiz açısından bir de yazıyla yazalım: dörtbinsekizyüzelliyedi) yaşında. Adı: Methuselah. Soğuğa, şiddetli rüzgârlara ve erozyona binlerce yıldır dayanıyor. Gövdesi çarpık, dalları kıvrak. Yapraksız; çıplak, çırılçıplak. Kökleri, toprağa değil altındaki çakıl taşlarına tutunuyor. Ya da belki, yalnızca elindekilere.

Dağın tepesine arabayla bir saatten fazla tırmanıp, patikada yürüyüp, sonunda ağacın karşısına vardığımızda, dışı gibi içinin de ölü olduğunu sandım. Böyle kuru, böyle kökleri ayaklanmış… Oysa yanılmışım. Ağaç cansız duruşuna rağmen içinde binlerce yıllık bir hayatı barındırıyor. Etrafındaki elemetlerle hayattan kopacağına, dondurucu soğukla ve şiddetli rüzgârla besleniyor. 

Güneş batarken ve gök renkten renge girerken, bu antik ağaca* farklı açılardan baktım. Bedeniyle çok şey anlatan, kıpırdamadan duygular uyandıran, dallarının uzanışıyla gökle yeri bağlayan… Karşısında heyecanlanmamak elde değildi. Tıpkı Aristofanes’in Kuşlar’ının, bende uyandırdığı duygular gibi: bunca eski bir metnin bu kadar canlı oluşu, kendi zamanını açık açık eleştirirken dili akışkan kullanışı, okuru meraka sürüklerken gökle yeri bağlayışı.

Aristofanes bu metni, milattan 414 yıl önce yazmış. Bugün olduğumuz yerden bakınca bize hem yaşayış hem de zaman olarak çok uzak görünse de onun yazıldığı günlerde Methuselah 2000’li yaşlarında ve hayatının baharındaymış. Methuselah’ın tohumları yeşermeye başladığında Giza Piramidi hala ortada yokmuş. İklimler farklıymış; ve de manzara. Öyle bir ağaç ki, Amerika’nın keşfi muhtemelen onun içinde daha dün gibi. 

Bir sinema filminin, yazılı bir eserin ve bir ağacın direnme hikayelerinin kesişim noktası, beni umutlandırıyor. Gelecekte, bugün bildiğimiz medeniyetler yerle yeksan olsa da, yenileri kurulsa da, iklimler değişse ve manzara tanınmaz hale gelse de, belki bir yerlere gömülmüş Kuşlar adlı antik çağdan kalma bir metin, Kuşlar adındaki bir sinema filmi ve Methuselah adındaki binlerce yıllık bir ağaç, zaman onlara hiç dokunmamışçasına varolmaya devam edecek. Ve belki kültür, sanat ve Methuselah adındaki o ağaç, benim gibi bundan yüzyıllar sonra da insanları, onlarca düşünceye sürükleyecek.

* Ancient Bristlecone Pine: lat., Pinus longaeva. Ağaç, Kuzey Amerika’da bir Milli Orman’da bulunuyor. 

HENÜZ OKUMADIYSANIZ: EDEBİYAT HABER TEMUZ 2025 SÖYLEŞİSİ

BU DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: NERGİS ZAMANI YAYIMLANDI

Yorum yapın