Geçenlerde İtalyan yazar Andrea Camilleri’yle* yapımış bir röportaja denk geldim. Görüntüden söyleşinin doksanlı yılların sonu ya da iki binlerin başında yapıldığını tahmin ediyorum. Söyleşinin bir kısmında Camilleri, İtalya’daki okuma yazma oranlarından bahsediyordu. O dönemde İtalya’da 2.000.000 kişi hiç okuma yazma bilmiyormuş; 13.000.000 kişi ancak imzasını atacak kadar okuma yazma biliyor ama okuduğunu anlamıyormuş; 13.000.000 kişi ise okuma yazma bilse de kullanmaya kullanmaya okuma yazma kabiliyetini neredeyse kaybetmiş durumdaymış. Ve İtalya’nın o günkü nüfusu olan 52.000.000’dan, bu sayıların toplamını çıkartıyordu: 24.000.000.
Bugünlerde İtalya’da çok tartışılan konulardan biri de “Analfabetismo Funzionale”. Bire bir karşılığı: İşlevsel Cehalet. Kısaca açıklamak gerekirse, okuma ve yazma bilse de bu becerileri günlük hayatta olması gerektiği gibi kullanamayanlar. 2025 yılında İtalyan resmi istatistik enstitüsü “ISTAT” tarafından yapılan araştırmaya göre, 16-65 yaş arasındaki halkın %35’i bu kategoriye dahilmiş.
Okuma yazma becerisini okulda öğrenmiş ama metnin içeriğini anlayıp içselleştiremeyen %35.
* * *
Birkaç ay önce “The Atlantic”** gazetesinde çıkan yazı daha da endişe vericiydi: Amerika’nın en iyi üniversitelerinin edebiyat bölümlerinde okuyan öğrenciler, kitap okumakta ve okudukları kitabı bitirmekte zorlanıyorlarmış. Dahası, hocalar tarafından önlerine zorlanacakları konular konulduğunda, çabalayıp okumaya ve öğrenmeye çalışmak yerine, konuyu tümden reddetmeyi tercih ediyorlarmış.
Zoru reddeden, kaçmaya meyilli zihinler.
* * *
Bugünlerde beni düşündüren diğer bir konu da yapay zekâ. Bize sunulan teori, yapay zekâ sayesinde hayatımızın kolaylaşacağı ve bilgiye anında erişimin sağlanacağı.
Yakın zamanda yaşanan, kolay bilgi alımına dair şöyle bir olayla karşılaştım: Bir yapay zekâ uygulamasının “Bugün Amerikan toplumundaki en büyük problem nedir?” sorusuna verdiği, “Bugünkü en büyük problem, politik polarizasyondur.” cevabını beğenmeyen uygulamanın kurucusu, “Bu durumu hemen halledeceğiz,” diyor ve hemen ertesi gün, aynı soruya aynı yapay zekâ uygulaması, şu cevabı veriyor: “Bugünkü en büyük problem, woke kültürüdür.”***
Verilen tek bir talimatla, bilgi kaynağı olarak görülen uygulamanın, ertesi gün ışık hızında değişebilen cevabı.
* * *
Yapay zekâyla ilgili en sık vurgulanan noktalardan biri, hayatımıza girişiyle çok zaman kazanacağımız. Tıpkı sürücüsüz arabalar gibi. Veyahut kullanılmayan ve zamanı gelince çöplükleri doldurup taşıran, dolaplar dolusu elektrikli alet gibi.
Zaman kazanmak… Herkes zaman kazanmak ister. Zira zaman; hepimize sınırlı miktarda verilmiş, ardından koşup durduğumuz, sahtekâr bir boşluk. Sahtekâr, çünkü kime ne kadar verildiği bile belli değil. Bir de işin içinde arzu uyandıran “kazanmak” fiili var. Zamanı kazanmak. Piyangoyu kazanmak gibi bir his. Çekici. Yalnız bu “zaman zaman” diye kafamıza kakılan sahtekârı alt ettikten – kazandıktan – sonra, onu değerlendirmek (ona değer katmak) için ne yapmayı planlıyoruz?
Belki mevhumumu daha iyi açıklamam lazım. Varsayalım, yapay zekâdan sürücüsüz arabalara, robotlardan çiplere teknolojinin getirdiği tüm yeniliklerle o ütopik geleceğe vardık ve elimizde hiç olmadığı kadar zaman var. İnsan denilen bu varlık zamanını hangi yararlı amaç için kullanacak? Hepimiz kendimizi kitaplara mı gömeceğiz? Elimize fırçayı alıp resme mi merak salacağız? Kendimizi bilime adayıp karadeliğin anatomisini mi çıkaracağız? Hayatımızı yardım faaliyetlerine mi adayacağız? Acıları ve savaşları önlemek için yollara mı düşeceğiz? Ya da Eski Yunan’a özenip köşe başlarında felsefe okulları kurarak, varoluşsal problemleri çözmeye mi kafa yoracağız? Belki bir kısmımız. Ancak psikolojisi, teknolojinin gelişimine uyum sağlayabilmiş ve kültür zemini olan bir grup insan. Peki diğerleri?
Korkum, çoğunluğun piyangoda büyük ikramiye vurmuşların kapıldığı çarçur etme psikolojisine sürükleneceği. Düşünelim, şöyle bir hayat: zaman dolu, gereksiz hiçbir işin yapılmadığı, zamanımızın arttıkça arttığı ve artan zamanımızı dolduracak uğraş ararken kendimizi o günün sosyal medya benzeri uygulamalarına, oyunlarına, laklaklarına, zaman harcayışlarına kaptırdığımız. Bir bakıma kazanılan zamanın, öldürüldüğü bir gelecek. Değer katılmış değil, değersizleştirilmiş bir zaman.
Bu noktada düşüncelerim, Camilleri’nin analiziyle birleşiyor: insan denilen ve çoğunlukla tembel yaşamın kolaylığına kaçmaya meyilli bu yaratık, boş zamanlarında telefona uzandığı her anı kitaplara, bilime, sanata ve kültüre uzanarak geçirseydi – hem de yarının ütopik hayatlarını ve kazanılacak zamanlarını beklemeden, tam şimdi, bugün, şu anda – acaba toplumda ne gibi değişikliklere vesile olurdu?
Okuduğunu anlayan bir dünya halkı. Bir Jane Austen romanını bitirebilen edebiyat fakültesi öğrencileri; hatta sadece okumakla kalmayan, analiz eden, üstüne kafa yoran ve tartışan. Yapay zekânın sunduğu tek tip bilginin yetersizliğini ayırt edebilecek pırıl pırıl zihinler. Politik modaları takip etmeyen ve geçmişte yaşananlarla bugünü birleştirip, yarını tahmin edebilen toplumlar. Bir hesap kadar, durum analizini de kolayca yapabilenler: 52.000.000-28.000.000=24.000.000
Belki idealist bir düşünce. Belki ütopyanın ta kendisi. Seçimler+Hareketler=Telefon yerine kitaba, bilime, sanata ve kültüre doğru uzanan, hevesli beyinler ütopyası.
* Andrea Camilleri (1925-2019): Dedektif Montalbano kitap serisiyle ünlenmiş; İtalyan yazar, senarist, yönetmen.
** 01.10.2024 The Atlantic, “The Elite College Students Who Can’t Read Books”, Rose Horowitch
*** Woke Kültürü: Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmış, temelleri sosyal adalet ve eşitliğe dayayan, kapsayıcı bir terim. İçinde; ırkçılık karşılığı, kadın ve LGBTQ+ hakları, çevrecilik v.b. temaları barındırır.
HENÜZ OKUMADIYSANIZ: NERGİS ZAMANI “KAYIP RIHTIM”DA
BU DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: KELİMELER ANLAMLARINI YİTİRİYORLAR CANIM
Yazılarınız bende son yıllarda zihnimde dönüp duran cümleleri sakince bir sıraya koymamı sağladı. Var olun! Kaleminize, yüreğinize sağlık.
Özlem Hanım,
Yazılarımı beğenmenize sevindim, güzel sözleriniz için çok teşekkürler!