KAFAMDAKİ NEHİR

Geçen gün İngiliz edebiyat dergilerinden birinde bir makale vardı. Makale yazarlığın, “Ne kadar yalnız bir meslek” olduğundan bahsediyor, yazarların bütün gün oturup tek başlarına yazdıklarını uzun uzadıya anlatıyordu. Buraya kadar her şey kafama yatmıştı ama bir an, “Acaba bu yalnız kalma meselesi, yazarlığı gerçekten ‘yalnız bir meslek’ kategorisine koyar mı?” diye düşünmeye başladım. Kendimi yazarken yalnız … Devamını oku

KÖŞEYİ DÖNMEK

Derin bir yamacın kenarından kıvrıla kıvrıla inen yolla sahile ulaştık. Gelgitle yükselmiş okyanus, tüm sahili kaplayıp plajı neredeyse görünmez ve geçilmez hale getirmişti. Okyanus sinirliydi. Biraz ötemizden köpürerek bize doğru koşuyor, kayalara çarpıp patlıyor, sonra kumlarda hızla ilerleyip ayaklarımızın dibinde yolculuğuna son veriyordu. Amacımız fotoğraf çekmekti, istediğimiz fotoğraf için de okyanustan görünmez olmuş plajda ilerleyip … Devamını oku

SINIRI AŞMAK

Araba otoyolda ilerlerken manzara gözümüzün önünde yavaş yavaş değişiyor. Yeşil ormanlık tepelerdeki taş çiftlik evleri yerlerini, sahildeki renkli binalara bıraktılar. Bir süre sonra aniden, bir viyadükten geçerken, sağ yanda yeni bir ülkenin adı beliriyor; fiziksel olarak var olmayan bir sınırı, durmaksızın aşıyoruz. İnsan ister istemez, “Peki ne değişti?” diye kendi kendine sormadan edemiyor. Bitkiler aynı, … Devamını oku

SAFİYE ABLA VE BEN – MAHKUM

Ben: Alo, merhaba Safiye Abla! Safiye Abla: Alooo, kızım? Ben: Buradayım Safiye Abla, nasılsın? Safiye Abla: Zeynep hah hah duydum, duydum. İyidir kızım sen? Aman daha biraz önce Numan Abi’ne dedim, Zeynep’i arayalım diye, tam o sırada sen şeeettin… Ben: Ama Safiye Abla, sen aradın beni zaten… Safiye Abla: Aaa kızım nasıl yani? Sen aradın, … Devamını oku

ÖLÇÜYÜ KAÇIRMAMAK – BİR TARHANA HİKAYESİ

Bir elim yoğurduğum hamurda, diğeriyse defterimin satırlarında dolanıyor. Şimdiye kadar her şey tamam, bütün malzemeler hamurda; hamurun rengi, görüntüsü olması gerekene aşağı yukarı benziyor. Sonra bir anda, “Tamam yani, bu kez ilk seferde tutturdum galiba,” derken, gözüm bir sonraki satıra iniyor, sbank! “Hamur, poğaça hamuru kıvamına gelecek ama biraz da ele yapışacak gibi olacak. Fazla … Devamını oku

SAFİYE ABLA VE BEN – İKİ ARADA BİR DEREDE

Safiye Abla: Alooo? Zeynep… Kızım? Ben: Merhaba Safiye Abla, nasılsın? Safiye Abla: Kızııım? Yok yani yok, olmadı, yine olmadı… Ben: Ne olmadı Safiye Abla? Safiye Abla: Numan, olmadı diyorum, bak konuşamıyorum kızlan. Bozuk vallahi bozuk bu telefon… Ben: Safiye Abla, duyuyorum ben seni, buradayım! (Bir çıtırtı, bir patırtı, bir hışırdama…) Safiye Abla: (Safiye Abla’nın sesi … Devamını oku

DOĞANIN SESİ

Bu yaz yaşadığım yerde hava serin geçti. İki günde bir yağan yağmurlar, gece 12 dereceye düşen sıcaklıklar… Hayvanlar için ot eken çiftçiler havanın bir yağıp bir açmasından memnun kaldılar, ne de olsa yağmuru yiyip hemen ardından açan güneşi gören otlar kendilerini göğe doğru hızla uzattılar. Bostanı ve meyve ağaçları olanlarsa dertli dertli sebzelerine, meyvelerine baktılar. … Devamını oku

SESSİZ TİYATRO

“Mekan: Şık bir restoran. Zaman: Akşam yemeği. Sahne: 6 gençten oluşan bir masa. Kostüm: Hepsi şık giyinmişler, hatta kızların kıyafetleri biraz abartılı, düğüne gitsen gidilir seviyede. Durum: Aralarında tek kelime etmiyorlar, birbirlerine bakmıyorlar, kafaları telefonlarına gömülü.” Bu, benim yazdığım tiyatro oyunundan bir sahne değil; her gün etrafta gördüğümüz bir durum ve benim için en az … Devamını oku

DOĞANIN GÜCÜYLE SARSILMAK

Geçen gün yaşadığım yere yakın büyük bir deprem oldu. İnsan gece yarısı yatağından sıçrayarak depremle uyanınca ilk önce yanındalarsa sevdiklerine sarılıyor, olmayanları telefonla arıyor, evine bakıyor, komşuları iyi mi diye gidip kontrol ediyor. Her şey yolundaysa televizyonu açıp haberleri izlemeye, bir taraftan da Internet’e bakmaya başlıyor, olayın boyutunu kavrayabilmek için. Türkiye’deyken de depremi yaşamıştım, yaşayanlar … Devamını oku

SESLERİ DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI – (ORHAN VELİ’YE ÖVGÜ)

Geçen gün gözlerimi kapayıp etrafımdaki sesleri dinledim. Arkamdaki ağaçtan bir kuş çığlığı, komşunun köpekleri, yan tarlada çalışan traktörün hırıltısı… Çocukken de bunu yapardım. Şehir çocuğuydum, henüz okula başlamamıştım, en sevdiğim şeylerden biri açık cama yakın koltuklardan birine uzanıp dışarıdan gelen sesleri dinlemekti. Kıpırtısız yatar, gözlerimi kapar, en küçük sesleri, en küçük vızıltıları, en küçük tıkırtıları duymaya … Devamını oku