GÖZ KIRPIŞI FOTOĞRAFLAR

Geçen gün bir kayaya oturup okyanusu izledim. Birkaç kilometrelik bir yürüyüşün ardından varılan artık kullanılmayan taş ocağının zemini, kazılardan basamak basamak olmuş okyanusa uzanıyordu. Manzaranın güzelliğiyle elim fotoğraf makinesine gitti, birkaç kare sonra fotoğraf çekmekten vazgeçtim. Bir sürü fotoğraf kendinden önceki onlarca, yüzlerce, binlerce fotoğraf gibi dijital bir alanda kendisine ait bir dosyaya hapsolup kalacaktı; içimden o … Devamını oku

MÜKEMMEL YANSIMA

Virajlı bir yolda ilerliyoruz, yanımız göl ve dağlar. Hava parlak, rüzgar yok. Göl duru, devasa bir ayna. Araba hızla ilerlerken cama bakıyorum, önce kendi görüntümü görüyorum, sonra ötesine geçiyorum. Çarşaf çarşaf uzanan göle dağlar düşmüş, karşımda mükemmel yansıma. Daha da ötesine, düşüncelerime ulaşıyorum. Göldeki mükemmel yansımalarının farkında olmayan dağlara bakıyorum. Kendilerinin farkında değiller; başkaları üzerinde … Devamını oku

VALİZ

Yola çıkacaksın. Valize koyacaklarını dolaptan çıkartıp yatağın üstüne koyuyorsun. Bir yatak dolusu eşya, kıyafet… “Her şey lazım!” diyorsun. Evden uzakta kalacağın zaman uzun… O “lazım olan her şey”i kocaman valize yerleştiriyorsun. Valiz insan boyu. Çekiştirmeye başlıyorsun valizi, hayatını, düzenini. Valiz ağır, yollar uzun, ardında sürükle dur. “Yok yani, olmazsa olmazlarım!” diyorsun. Zaman geçiyor, eve dönüyorsun. … Devamını oku

JET’İN LAG’LEYİŞİ

Uçaktan tam inmiştim ki, çok kibar hostes arkamdan bağırdı: “Zeynep Hanım, bir dakika! Jet Lag’inizi unuttunuz…” Ben tam, “Yok yani, gerek yoktu, şey etmeseydiniz…” derken, çok kibar hostes Jet Lag’imi elime tutuşturuverdi. Tabii bu durumdan, çok kibar hostesin ya da Jet Lag’in kendisinin suçlu olduğu düşünülmemeli. Ne de olsa kalkıp dünyanın öbür ucuna giderek kaşınan … Devamını oku

UMUTSUZLUK HASTALIĞI

“Allasen! Bin tane sıkıntımız var, buna takılmışsın yani…” Bin tane sıkıntımız olduğu doğrudur, sıkılmaktan portakala döndüğümüz de aşikardır ama gözlemlediğimi yazmazsam olmaz, rahat edemem, içime sığmaz. Konu: kalite. Yanlış anlaşılmasın ISO 9.000.000 (yazıyla dokuz milyon) gibi değil de başka bir kalite bu. Yazdıklarımızın, söylediklerimizin, ürettiklerimizin kalitesi. Sosyal medya malum, bazılarımızın oyun oynamak bazılarımızın deşarj olmak … Devamını oku

SARSILIŞ

Sanki Dünya, ayaklarının altından kayıyor gibiydi. “Bir dakika, bu geçmemiş miydi, daha iki ay önce yaşanıp bitmemiş miydi?” dediğinde dünyanın kahkahası yükseldi, “Komik olma çocuuum, ellerimdesin!” İlk depremden sonra hayat normale dönmeye başlamıştı, sen de geçti gitti zannetmiştin. Oysa koca koca adamlar, koca koca profesörler daha ilk depremde televizyonlara çıkıp, “Bu deprem diğer fayı da … Devamını oku

BİLMEDİĞİNİ BİLMEK

Misal, doktorlara bakalım. Üst limitlerde dolaşan zekaları yetmiyor bir de yıllarca eğitim, uğraşı, çaba… Sonra bir, en fazla iki dalda uzmanlık. Bir beyin cerrahını düşünün. Genellikle bu adamların zekaları ortalama zekadaki iki insana bedel, basitleştirirsek hayvanlar aleminde 10 kaplan gücüne eş değer; bir nevi Phantom – Kızılmaske. Yine de adam ömrünü yaklaşık 1.5 kilo ağırlığında, … Devamını oku

KARARSIZLIK İÇİNDE

“Hangisini istersin yavrum, söyle annene, hangisini alalım kuzuuuum?” Çocuk annesinin oyuncakçıda gösterdiği oyuncaklardan önce birine sonra öbürüne uzanıyor. Düşünüyor, düşünüyor… Ona kalsa tabii bütün mağazayı almak ister de seçim yapma anı gelmiş, gözleri bir ona bir buna gidip geliyor… O anda, sevgiyle karışık bir sabırsızlıkla çocuğuna seçme fırsatı tanımayan anne, “Al yavrum ikisini de al, evladııııım!” … Devamını oku

BİR FOTOĞRAFLIK TEMAS

Küçük bir sahil kasabasındayız. Eve ulaşmamıza hala birkaç gün var ama artık yolculuğun sonunu görebiliyoruz. Renkli binalar bir yamaca üst üste dizilmişler, Escher’in merdivenlerini andıran sonsuz basamakları etrafta bulmak zor değil. Küçücük, ancak bir masa ve iki sandalyenin sığdığı bir balkonda oturuyoruz. Sokakta duyulan ahenkli, vurgusu yükselip alçalan kelimeler havada birleşiyor; anlamsız, devamlı, heyecanlı bir curcunaya … Devamını oku

GELİP GİDEN HAYATLAR

Çamaşır makinesinin camından, içinde dönüp duran kıyafetlerimize dalıp gidiyorum. Birkaç haftadır yoldayız, dün küçük bir şehre vardık, para atıp çamaşır yıkanan otomatik makinelerin bulunduğu birkaç sandalyeli bir salonda oturmuş, kıyafetlerin yıkanmasını bekliyoruz. Çamaşırlar gözümün önünde döndükçe aklıma 4-5 gün önce okyanusta yükselip kıyıda patlayan dalgalar geliyorlar. Okyanusu her görüşümde üstümde bıraktığı korkuyla karışık hayranlığı, rengarenk … Devamını oku