SİVRİSİNEKLE TANIŞMAK

“Hanımefendi, sizi ısıran sivrisineği gördünüz mü?” Şişip morarmış bacağımla yabancı bir doktorun karşısında, suçlu bir çocuk gibi korku içinde oturuyordum. “İşte, ne bileyim Doktor Bey… Böyle, bildiğimiz sivrisinek…” “Yok, olur mu hanımefendi! Bunun kaplan olanı var, ev cinsi olanı var, lağımdan geleni var… Üstü çizgili miydi tek renk mi?” “Hay Allah, bilmem ki? Tanışmaya fırsat … Devamını oku

KERTENKELE MON AMOUR

“Dur dur, acele etme! Şimdi ben sağdan yaklaşayım sen soldan…” “Sessizce ilerleyelim!” “Bak şu paspası çek oradan, rahat yürüsün.” “Ben şu kapıyı açtım mı, sen de öbür taraftan yavaşça yönlendir…” İki kişi durmuş, eve giren kertenkeleyi dışarı çıkartmaya çalışıyorduk. Zavallım şaşırmış, bir sağa bir sola koşuştururken nasıl yapsak da korkutmasak diye düşünmeye başladık. Bu 10 … Devamını oku

WORD İLE GEÇİNEMEMEK

“I-ıh! Olmaz, o öyle yazılmaz!” “Yahu bilmez miyim! Ama öyle yazmamın bir nedeni var. Hikaye onu gerektiriyor, bu karakterlerin konuşma ağzını, yazıya aktarmam lazım…” “Ben bilmem, o ‘yapıyorsun’ diye yazılır, ‘yapıyosun’ diye değil!” “Of ben de biliyorum gerçekte nasıl yazıldığını, sinir etme beni! Burada amaç farklı diyorum sana ama anlatamıyorum ki, altını kırmızı kırmızı çizip … Devamını oku

BAŞIMIN ÜSTÜNDE BİR DÜNYA

“Şimdi ellerimizi ve dirseklerimizi yere böyle koyuyoruz, sonra yavaş yavaş ilerleyip, kafamız yerde, ayakları kaldırıp…” Gözlerim fal taşı gibi açılmış, kafasının üstünde duran yoga hocamı izliyordum. Hocam bir taraftan  kafasının üstünde durup bir taraftan da bana açıklama yapmaya devam ettikten sonra, ayaklarının üstüne indi ve “Hadi, bir de Emma göstersin…” diyerek kızına dönüp hareketi yapmasını … Devamını oku

ELLA’YA MEKTUP (ELLA FITZGERALD’A SAYGIYLA)

Sevgili Ella, Sana bu satırları, kainatın bir köşesinden sesimi duyacağını umarak yazıyorum. Dün yine bana, “Bewitched, bothered and bewildered” dediğinde, sesindeki ipeksi tınılarla hayal alemine dalıp kayboldum. Bu kayboluş o kadar derindi ki, ben, sesini kullanmaktan aciz bir dönemin tam zamanlı enstrümancısı, sanki 1930’ların New York’unda şahane sesli bir şarkıcıymışım gibi, kendimi glissandolar, gamlar ve … Devamını oku

SAFİYE ABLA VE BEN – MAHALLE

Ben: Alo? Safiye Abla: Aloo Zeynep? Ben: Merhaba Safiye Abla! Safiye Abla: Alo Zeynep kızım? Ben: Buradayım Safiye Abla! Safiye Abla: Hah hah oldu duydum duydum… Nasılsın? Ben: İyiyim Safiye Abla sağ ol, sen nasılsın? Safiye Abla: İi ii n’olsun? İş güç… Aman hava nefes alıncak gibi diil vallahi. Diyorum Numan Abine bi klima taktırsak, … Devamını oku

KESME İŞARETİYLE BÖLÜNMEK

Bilgisayarının başında kara kara düşünen insanlar var; elleri titriyor, boncuk boncuk terliyorlar. Karanlık günlerden geçiyorlar; tüm sıkıntılarının müsebbibi o, “Kesme İşareti”, biliyorlar. Kafalarından geçen soru, gözlerine uyku girmesini engelliyor: “Özel isme eklenen hangi ek, kesme işaretiyle ayrılır?” Cevapsa belirsizliklerle dolu, “Özel isme iyelik eki geldiğinde kesme işaretiyle ayrılır, yapım ekiyse ayrılmaz. Kurum kuruluş adına gelen … Devamını oku

SAFİYE ABLA ve BEN – KİTABIN HAYIRLI OLSUN

İlk deneme… Safiye Abla: Alooo Zeynep? Ben: Safiye Abla? Safiye Abla: Aloooo? Ben: Duyuyor musun Safiye Abla? Safiye Abla: Hah hah şimdi duydum! Ben: Nasılsın Safiye Abla? Safiye Abla: Aloooo? Gitti valla, yine gitti ses… Ben: Safiye Abla, ben duyuyorum seni! Safiye Abla: Oolum Halil, hatlar şey oldu, baksana bi bakiim? Bip bip bip! İkinci … Devamını oku

6 KELİMELİK HİKAYELER

Belki daha önceden duymuşsunuzdur; bir akım var, Mikrokurgu adında. Bunun tanımlaması kesin değil. Bazı yerlerde 300 kelimeyi, bazılarında 50 kelimeyi, bazılarındaysa 6 kelimeyi geçmeyen hikayelerin/romanların bu kategoriye girebileceği söyleniyor. Aslında “Flash Fiction” adı da veriliyor buna, şimdi çok popülermiş, yazanlar deneyenler çokmuş… İşin benim ilgimi çeken kısmı ise, “Evet azizim, şimdi bu kesin post-modern, yani … Devamını oku

YA ŞİMDİ GODOT DA BİRDEN GELİVERİRSE!

Tam, “Basıldı mı, basılacak mı?”, “Ya son anda bir aksilik çıkarsa?”, “Bir süredir de yeni bir haber gelmedi…” gibi, panikle kafamda beliren cümlelerle boğuşurken, birden bir e-mail geliverdi: “Zeynep Hanım, kitabınız matbaadan geldi!” Tabii bu haberi kendi çapımda iki salto, üç el çırpışı ve ilkokul yıllarından kalma bir iki bale figürüyle nasıl karşıladığımı tahmin edersiniz. … Devamını oku