JET’İN LAG’LEYİŞİ

Uçaktan tam inmiştim ki, çok kibar hostes arkamdan bağırdı: “Zeynep Hanım, bir dakika! Jet Lag’inizi unuttunuz…” Ben tam, “Yok yani, gerek yoktu, şey etmeseydiniz…” derken, çok kibar hostes Jet Lag’imi elime tutuşturuverdi. Tabii bu durumdan, çok kibar hostesin ya da Jet Lag’in kendisinin suçlu olduğu düşünülmemeli. Ne de olsa kalkıp dünyanın öbür ucuna giderek kaşınan … Devamını oku

UMUTSUZLUK HASTALIĞI

“Allasen! Bin tane sıkıntımız var, buna takılmışsın yani…” Bin tane sıkıntımız olduğu doğrudur, sıkılmaktan portakala döndüğümüz de aşikardır ama gözlemlediğimi yazmazsam olmaz, rahat edemem, içime sığmaz. Konu: kalite. Yanlış anlaşılmasın ISO 9.000.000 (yazıyla dokuz milyon) gibi değil de başka bir kalite bu. Yazdıklarımızın, söylediklerimizin, ürettiklerimizin kalitesi. Sosyal medya malum, bazılarımızın oyun oynamak bazılarımızın deşarj olmak … Devamını oku

SARSILIŞ

Sanki Dünya, ayaklarının altından kayıyor gibiydi. “Bir dakika, bu geçmemiş miydi, daha iki ay önce yaşanıp bitmemiş miydi?” dediğinde dünyanın kahkahası yükseldi, “Komik olma çocuuum, ellerimdesin!” İlk depremden sonra hayat normale dönmeye başlamıştı, sen de geçti gitti zannetmiştin. Oysa koca koca adamlar, koca koca profesörler daha ilk depremde televizyonlara çıkıp, “Bu deprem diğer fayı da … Devamını oku

BİLMEDİĞİNİ BİLMEK

Misal, doktorlara bakalım. Üst limitlerde dolaşan zekaları yetmiyor bir de yıllarca eğitim, uğraşı, çaba… Sonra bir, en fazla iki dalda uzmanlık. Bir beyin cerrahını düşünün. Genellikle bu adamların zekaları ortalama zekadaki iki insana bedel, basitleştirirsek hayvanlar aleminde 10 kaplan gücüne eş değer; bir nevi Phantom – Kızılmaske. Yine de adam ömrünü yaklaşık 1.5 kilo ağırlığında, … Devamını oku

KARARSIZLIK İÇİNDE

“Hangisini istersin yavrum, söyle annene, hangisini alalım kuzuuuum?” Çocuk annesinin oyuncakçıda gösterdiği oyuncaklardan önce birine sonra öbürüne uzanıyor. Düşünüyor, düşünüyor… Ona kalsa tabii bütün mağazayı almak ister de seçim yapma anı gelmiş, gözleri bir ona bir buna gidip geliyor… O anda, sevgiyle karışık bir sabırsızlıkla çocuğuna seçme fırsatı tanımayan anne, “Al yavrum ikisini de al, evladııııım!” … Devamını oku

BİR FOTOĞRAFLIK TEMAS

Küçük bir sahil kasabasındayız. Eve ulaşmamıza hala birkaç gün var ama artık yolculuğun sonunu görebiliyoruz. Renkli binalar bir yamaca üst üste dizilmişler, Escher’in merdivenlerini andıran sonsuz basamakları etrafta bulmak zor değil. Küçücük, ancak bir masa ve iki sandalyenin sığdığı bir balkonda oturuyoruz. Sokakta duyulan ahenkli, vurgusu yükselip alçalan kelimeler havada birleşiyor; anlamsız, devamlı, heyecanlı bir curcunaya … Devamını oku

GELİP GİDEN HAYATLAR

Çamaşır makinesinin camından, içinde dönüp duran kıyafetlerimize dalıp gidiyorum. Birkaç haftadır yoldayız, dün küçük bir şehre vardık, para atıp çamaşır yıkanan otomatik makinelerin bulunduğu birkaç sandalyeli bir salonda oturmuş, kıyafetlerin yıkanmasını bekliyoruz. Çamaşırlar gözümün önünde döndükçe aklıma 4-5 gün önce okyanusta yükselip kıyıda patlayan dalgalar geliyorlar. Okyanusu her görüşümde üstümde bıraktığı korkuyla karışık hayranlığı, rengarenk … Devamını oku

KAFAMDAKİ NEHİR

Geçen gün İngiliz edebiyat dergilerinden birinde bir makale vardı. Makale yazarlığın, “Ne kadar yalnız bir meslek” olduğundan bahsediyor, yazarların bütün gün oturup tek başlarına yazdıklarını uzun uzadıya anlatıyordu. Buraya kadar her şey kafama yatmıştı ama bir an, “Acaba bu yalnız kalma meselesi, yazarlığı gerçekten ‘yalnız bir meslek’ kategorisine koyar mı?” diye düşünmeye başladım. Kendimi yazarken yalnız … Devamını oku

KÖŞEYİ DÖNMEK

Derin bir yamacın kenarından kıvrıla kıvrıla inen yolla sahile ulaştık. Gelgitle yükselmiş okyanus, tüm sahili kaplayıp plajı neredeyse görünmez ve geçilmez hale getirmişti. Okyanus sinirliydi. Biraz ötemizden köpürerek bize doğru koşuyor, kayalara çarpıp patlıyor, sonra kumlarda hızla ilerleyip ayaklarımızın dibinde yolculuğuna son veriyordu. Amacımız fotoğraf çekmekti, istediğimiz fotoğraf için de okyanustan görünmez olmuş plajda ilerleyip … Devamını oku

SINIRI AŞMAK

Araba otoyolda ilerlerken manzara gözümüzün önünde yavaş yavaş değişiyor. Yeşil ormanlık tepelerdeki taş çiftlik evleri yerlerini, sahildeki renkli binalara bıraktılar. Bir süre sonra aniden, bir viyadükten geçerken, sağ yanda yeni bir ülkenin adı beliriyor; fiziksel olarak var olmayan bir sınırı, durmaksızın aşıyoruz. İnsan ister istemez, “Peki ne değişti?” diye kendi kendine sormadan edemiyor. Bitkiler aynı, … Devamını oku